Clementine / Sara Pennypacker

İlkokul hayatım ikiye ayrılıyor: Birinci sınıftan üçüncü sınıfa kadarki “özel” okul, üçüncü sınıftan beşinci sınıfa kadar olan “devlet” okulu. Bu ikisinin arasındaki keskin büyüme çizgisinin içinde biraz yumurta kokusu, biraz sıradan düşecek gibi olma, ama bolca kurallar var.
Bu “dikkat” nasıl bir şey bilmiyorum; çünkü hâlâ kendisini toparlayıp bir araya getiremedim ama parçalardan biri hep biraz matematikti. Yıllar sonra bunun sebebini bulduğumda çok gülmüştüm. 2. sınıftayken bir gün ders zilinin çaldığını fark etmeyip okulun üzerinde dolaşan bulutlara bakıyordum. “Off amma da büyükler, ne kadar da beyaz ve yakınlar, acaba sesimi duyarlar mı seslensem? Orada yaşayanlar var mıdır? İşte şurada bir çocuk gördüm. Kesin. Ya da belki bilmiyorum. Bu gözlüklere hala alışamadım ki!” diye düşünürken etrafta kimsenin olmadığını görüp telaşlanmıştım. “Peki herkes nereye gitti?” Koşarak sınıfa gittiğimde dersin yarısının bittiğine çok üzülmüştüm, keşke hepsi bitmiş olsaydı diye. O dersin matematik olduğunu öğretmenin daha önce hiç duymadığım karmaşık ifadeleri tahtaya yazmasından anladım. “Tahtada yazanları hemen defterine yaz Esra, sileceğim birazdan.” Panik olduğumu ve yazılanların başına sonuna bakmayıp öylece defterime yazmaya çalıştığımı, o arada da “Bulutlarla gitseydim keşke,” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Matematik bence ya hiç başlanmaması gereken ya da başlanacaksa en başından öğrenilmesi gereken bir şey; o yüzden de bunu erken fark edip o gün karar vermiştim: Yarısından başladığıma göre kaçırdım ben bu işi, hoşça kal 4,5,6,7; ben bulut çocuğun yanına gidiyorum!

Bazı kitaplardaki karakterler tıpkı “sen” gibidir ya da senin “olmak istediğin halin”… Bazıları içinse bu durum daha karmaşıktır: “Çocukken yaşamak istediğin hayat”tan kesitler okursun satır aralarında. Clementine ile göz göze geldiğimiz an’ı çok iyi hatırlıyorum, ertesi gün doğuma gideceğimi bilmeden kitapçıda gezip “Ne okusam?” diye bakınıyordum. Baş aşağı duran bu kız o kadar muzip göz kırpmıştı ki bana çok iyi anlaşacağımızı o an anladım.





Adının anlamı mandalina olan, kardeşine bu yüzden sebze-meyve isimleri ile seslenen, unutmamak için koluna notlar alan, sivri şeylerden çok korkan, yardım etmeye çalışırken başını derde sokan, olayları tersten gören, kıvırcık ve çok tatlı bir çocukluk arkadaşı Clementine.







“Bazen çözümü bulmak için önce sorunu anlaman gerekir.”Dördüncü sınıfta devlet okuluna geçtiğimde en büyük sıkıntım, kimsenin bana bir sonraki adımı söylememesiydi sanırım. “Şimdi yemek yiyeceğiz,” ya da“Şimdi oyun oynayacağız,” gibi kurallar yoktu. Dersler vardı, bir de teneffüsler. Kısacık dakikalarda herkesin suyunu içtiği çeşme başında uzun zaman sıranın bana gelmesini beklerken zilin çaldığını duyuyordum. Sınıfa koşarken de bazı çocuklar bana çelme taktığı için kendimi yerde buluyordum. 5. Ssınıfa geçtiğimde ise onlardan biri olmuştum; sanırım sorun benifarklı görmelerindeydi. Oysa benim için farklı olan onlardı.


Clementine’in dünyasına girdiğimde o kadar çok eğlendim ki çocukluk anılarımı çağırdım ve birlikte oyun oynamalarını izledim. İçinde güvercin kakası, yılan balıkları, Mısır’daki piramitler, odası ve yatağı her zaman düzenli olan yakın arkadaş, gün batımında çizilen otuz üç farklı renk, apartman görevlisi tatlı bir baba ile ressam bir anne, yılan bakışlardan daha etkili olan lazer bakışlar (off tahminimden de keskin), çürümeye bırakılan elma dilimi, saçındaki tokalarla şimşek çaktırabilen bir öğretmen, bolca dans, neşe, eğlence ve kahkaha var.

Clementine serisini iki kez okudum ve ikisinde de bütün vücudumda bir karıncalanma hissettim.

“Peki bu neydi biliyor musunuz? Kuş tüyleri! Bütün tüylerim diken diken olmuştu!”

Resimler bu kadar hareketli ve gerçekçi olmasaydı Clementine’in saçlarının hiç yerinde duramadığını, çantasının hiçbir zaman kapanamadığını, yatağının altının kara deliklerden oluştuğunu anlayamayabilirdim.

Bu kitabı okurken aklıma yine “ben” diliyle yazılmış harika bir kitap geldi: Clarice Bean!Olmadıkolağanüstü bu kıza göz kırpıp Clementine’i okumaya devam edecektim ki son anda fark ettim:

1,2,3: Türkçeye çevrilmiş kitaplar

4,5,6,7: Hemen İngilizce öğrenmemi gerektiren serinin devamı

İlkokul öğretmenimiz “Matematik hayatın içinde Esra,” dediğinde onu hiç anlayamamıştım. Bulut çocuğun yanına giderken bingo toplarını düşündüm, kafamın içinden bir şeyler düşmeden onları yakalayıp saymaya başladım; çünkü makarna taneleri önemlidir!



"Aklıma harika bir fikir geldi. Cebimden elmamı çıkarıp çekirdeklerine gelene kadar yedim, sonra birkaç çekirdeği elimle çıkardım. Yeni tuğla duvarın yanındaki toprağa küçük bir delik açtım ve çekirdekleri içine ektim.Sonra da büyüdüğü zaman elma ağacımı koruması için o noktanın etrafına küçük bir duvar ördüm. Tuğlalar kırık olsa bile duvar çok güzel görünüyordu.
Gülümsedim, çünkü ağacım büyüdüğü zaman bir sürü elmam olacaktı. tanıdığım herkesi buraya davet edecek ve onlara, 'Keyfinize bakın. İstiyorsanız elmaların bazılarını fen bilgisi deneylerinde kullanabilirsiniz. Ya da bazılarını aç kalmış hamsterlarınıza verebilirsiniz. Onlarla ne yapmak istiyorsanız yapabilirsiniz. Burada her zaman bir sürü elma olacak çünkü,' diyecektim."




*Bu yazı BDK'da yayınlanmıştır.

Clementine
Özgün adı: Clementine
Yazan: Sara Pennypacker
Resimleyen: Marla Frazee
Çeviren: Derya gezmiş
Yaş grubu: 9+
Epsilon, 2012, 128 sayfa, sert kapak




Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

0 yorum:

Yorum Gönder