Sevgili Bill / Alexandra Pichard

Mektup arkadaşlığı çok özeldir.
Günümüzün iletişim şekli olan "mail" ve "whatsup" yazışmalarından bir hayli farklıdır.
İlk mektubumu anneme yazdığımı (içeriği çok da iyi değildi) hatırlıyorum ve onun bu mektubu hala sakladığını da biliyorum.
Ondan sonra sınıf arkadaşlarım, oyun arkadaşlarım, yurtta oda arkadaşlarım "mektup arkadaşım" oldu.
Yazarken kendimi çok daha iyi /rahat ifade edebildiğim için sanırım bu yol bana hep daha samimi geldi.
"Söz uçar yazı kalır" diye boşa dememişler.
Mektuplarımın büyük çoğunluğunu ne yazık ki taşınma sırasında kaybettim ancak benim yazdığım satırları hala saklayan arkadaşlarım varsa ne mutlu bana :) Keşke benimle paylaşsalar ve o zamanlar aklımdan neler geçtiğini hatırlasam. Günlüklerimi okuyunca epey duygulanıyorum çünkü. Bazılarında da çok gülüyorum elbette. Takıldığım şeyler şimdi buradan bakınca "boş" geliyor. Okulda yaşadığımız olaylar gibi :) Oysa onların içi o zaman doluydu ve o an kıymetliydi. Bunu hatırlamak gerekli.
Üniversiteden sonra düzenli mektup arkadaşlarım olmadı.
Son 2-3 yıldır ise kart gönderdiğim, mektup yazdığım ve hatta hayatındaki ilklere bu satırlar aracılığıyla ortak olduğum insanlar var.
Posta kutumda mektup görmek demek, zıplayarak dans etmek demek benim için. Bazı günler daha eve varmadan asansörde hızlıca okuyorum yazılanları bazen de -meraktan çatlasam da- tüm işlerimi halledip kendime bir kahve yapıp okuyorum.
Yazmak içinse ayrı bir rutinim var. "Anne saati" dediğimiz o altın saatleri mektup yazmaya ayırıyorum genellikle. Bir mektubu bitirmem saatler alabiliyor çünkü. Bazen de "gümüş saatler" ile idare edip, 3 gümüş 1 altından kıymetlidir deyip (matematiğe hiç girmeyelim :) ara ara fırsat yaratıp yazıyorum.
Geç yazıyorum bazen ama hiçbir satırı sıkışıklığa getirmiyorum.
Kısacası ben bu işi çok seviyorum.
Mesela dün gelen mektubumun içinden origami zıplayan kurbağalar çıktı, çocuklar gibi şendim.
"Sevgili Bill" kitabını tam da bu sebeplerden dolayı çok sevdim.
İçerisinde Oskar isimli bir karınca ile Bill isminde bir ahtapotun el yazısı ile yazılmış mektuplaşmaları var. Her sayfanın yanında yer alan resimlerinin birbirlerine gönderdikleri minik eşyalar ile (eldiven, resim, krem tüpü gibi) dolması detayını da bayıldım.
Kitabın bir anda mektuplarla başlaması "Acaba bir giriş olsa daha iyi olmaz mıydı?" diye düşündürdü ama belki de bu hali daha samimidir.
MEB'in belirlediği yazı tipi ile yazılmış olması okula yeni başlamış, okuma-yazmayı yeni yeni öğrenen 1 ve 2. sınıf çocuklar için güzel bir düşünce.
Bill ve Oskar'ın mektuplarının nasıl iletildiğini tahmin eden var mı?


Ben de dayanamadım ve Elif'in ağzından Bill ve Oskar'a bir mektup yazdım, umuma paylaşmasam belki iyiydi ama dayanamadım:

"Sevgili Bill ve Oskar,
Henüz 27 ay 3 haftalığım yani 28 aylık olmama 1 hafta kaldı. Böyle yazınca beni küçük bir bebek gibi düşünmeyin. Ben gerçekten KOCAMAN oldum. Yemeğimi kendim yiyor, ayakkabılarımı kendim çıkarıp giyebiliyorum. Kendi kendime uyumak konusunda hala çok iyi sayılmam. Eh, anneler bunun için var öyle değil mi? Uykudan önce annemin minnoş sesinden kitap dinlemeyi çok seviyorum, o yüzden de her seferinde "bi daa annee" diyorum. Geçen gün de sizin mektuplarınızın olduğu kitabı okudu. İlk seferinde çok bir şey anlamadım. Annem ben anlamayınca hikayeyi canlandırarak anlatıyor. Bilmiyor ki bunlara gülmekten uykum daha çok açılıyor ama neyse bunu çaktırmayın. Ben de sizin gibi oyun hamuru ile oynamayı çok seviyorum. Bu konuda annem değil ama (o gerçekten çok şekilsiz yapıyor) babam bir harika! Zürafa, kurbağa, kaplumbağayı özenerek yapıyor ve ben onları 3 saniyede bozuyorum. İşte bu çok eğlenceli, siz de deneyin!
Ben de sizin gibi okula gidiyorum. benim okulumun adı "kreş", eğlenceli zaman geçiyoruz ama bence evde olduğumuz zamanlar daha güzel. Erkenden kalkıp annemi zıplatmaya bayılıyorum. Geçen gün kreşteki ikizlerden biri boynumu fena tırmaladı. ben de ona kızdım. ama o beni dinlemedi, neyse küçük olduğu için bir daha kızmadım. Tırmaladığı yer acıyınca anneme "senin kremin var mı?" dedim. Ben böyle sorunca sevindi ama o krem tüpüyle yaptıklarımı görünce gözlerinde sevinçten daha farklı şeyler gördüm. Alev kıvılcımı belki? Çok önemli değil, anne ve babalar sevindirmek ve kızdırmak için varlar :) Bugün kızarlar yarın hemen öperler. İyi ki böyleler.
Bir sonraki mektubumda sevdiğim kitapları anlatacağım size. Güvercin, Fil ve Aslanlı olanlar. Bir de ÇU var, annemi hapşırtmaktan bayıltabilirim ehehehe
Şimdi yemek vakti, gidip bir bakayım, yoğurtlu mantı yoksa biraz naz yapayım.
Siz de bana yazın, anlaştık mı?
İkinizi de kocaman öperim.
Canım Oskar, seni ezmeyeyim, sana minicik sarıldım.
Sevgili Bill, sen de beni 8 kolunla sıkıca sar olur mu?
*Az daha unutuyordum, benim de en sevdiğim renk MAVİ. Ama AÇIK MAVİ.

ELİF, Bir sarı papatya, Ağustos 2016"




Sevgili Bill
Özgün Adı: Cher Bill
Yazar: Alexandra Pichard
Çeviren: Hevdan Sönmez
Yaş Grubu: 5+
Domingo Yayıncılık, 2016, 40 sayfa, karton kapak







Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

1 yorum:

  1. Sevgili Elif,
    Mektubuna bayıldım. Yazmayı öğrendiğin ya da... belki de resimlerinle bana çok daha fazlasını anlatacağın günleri dört gözle bekliyorum. Annen gibi senle de mektup arkadaşı olabilir miyiz? Bütün aslanlı, filli kartpostallarımdan yollarım sana da. Bu arada annen ne güzel fotoğraf çekmiş öyle. Tanıdık şeyler görüyorum :)))
    Sevgiler,
    Çu'nun hala kızı Simaçuuu

    YanıtlaSil