Unutma Beni / Aslı Eti

Birkaç yıl önceki tatilimizde Küçükkuyu'ya gitmiş ve oraları sevmiştik. Bu sene yine aynı bölgeye tatile gittik ancak bu sefer Kazdağlarının temiz havasını daha çok içimize çektik!
Orada kalbimin çok farklı attığını dönünce daha iyi anladım.
Aklımın kaldığı şey sadece tatil yapmak değildi ama tam olarak NE olduğunu da bulamıyordum.
Her kitabın okunması için doğru bir zamanı olduğuna inanırım. O yüzden de bir kitap beni sarmamışsa devam etmem veya o an okuyamadıysam üzülmem.
"Unutma Beni" ile internette kitapçıları gezerken tanıştım. Henüz ön siparişteydi ve alma imkanım yoktu, alamadım. Kapaktaki kız ve çiçekler ise hep aklımda kaldı. Neyse ki geçen hafta bir tatlı öğle arası kaçamağı yaptım ve koşarak Kızılay'a gittim.
Meğerse İda da beni bekliyormuş,hikayesini anlatmak için...


Yol hikayelerini ve içsel dönüşümleri çok sevdiğimi yazmıştım sanırım daha önce.
Kahraman olmadan dünyayı güzelleştirebilen küçük ama hünerli bir öyküye denk gelmiyordum kaç zamandır, o yüzden kitaba özlemle sarıldım.
Kışların sert geçtiği bir köyde yaşayan İda gezintiye çıktığı bir gün güzelliği göz kamaştıran bir kar lalesi ile karşılaşır. Lalenin ısrarla "Beni yerimden ayırma" diye yalvarmasına karşı laleyi koparır ve aslında kehaneti de başlatmış olur. Köyünün yolunu kaybeder ve günden güne hastalanan laleyi ait olduğu topraklara yeniden kavuşturmadan ailesinin yanına dönemez. Bu süre bize 150 sayfada anlatıldığı için kısa gibi gelse de aslında 4 mevsim geçmiştir.
Aradan geçen zaman değil hikayenin özü, asıl sır koca bir dağı aşmakta saklanmaktadır.
Gözümüze büyük görünen şeyler gerçekten de büyük müdür?
Yoksa yolda olmak, yola çıkmaktan daha mı heyecan vericidir?

"Yürüdüğüm yoldaki her taş
Bir sırrı anlatır bana,
En mavi gökyüzünden,
En karanlık denize,
Aldığım her nefes,
Hediyedir bana.

Bir bulut olsam gökyüzünde,
Ya da denizde bir dalga,
Bir avuç toprak olsam,
Ya da yağmurda bir damla,
Kocaman bir dünyayım ben,
İçimde gökler, yıldızlar, okyanuslarla"

Bu dönem benim için 'aldığım her nefesin hediye olduğunu' ve 'hayal ederek bir şeylere kavuşabileceğimi' fark ettiğim bir zaman dilimi olduğundan bu kitap ve içindeki karakterler beni ayrıca etkiledi.

"Uçurumdan düştüğünde kimse gelip bir çift kanat vermez. 
Oturup o kanatları kendin yapmalısın."

Okuyucusuna hikaye haricinde de bir şeyler anlatan yazarları, cesaret veren karakterleri ve bittikten sonra düşündüren kitapları seviyorum.
Umarım olmaz ama bir gün uçurumdan düşersem aklıma bu söz gelecek.
Ben de İda gibi kanatlarımı kendim yapabilir miyim bilmiyorum ama görünmez ip ile bağımın olduğu yıldızımı ve adımı arayacağım sanıyorum.

"Yıldızlar yandığında uyku vakti gelmiş demektir."

Elif için yıldızlar yandı, her ne kadar Güvercin gibi "Benim uykum yok!" diye gezse de, o yüzden kitabı okur okumaz bilgisayarımın başıma geçip kitapla ilgili hislerimi anlatabildiğim bu yazının ne yazık ki sonuna geldim.
Bu şiir de 13 yıldır çok özlediğim özel birine gelsin:

"Çok uzak olsak da birbirimizden,
Tekrar sarılacağız bir gün,
Güneş'le Ay gibi."


Tabii ben yine dayanamadım ve yazarın kapısını çaldım aklıma takılan soruları sorabilmek için. Karşımda fırından yeni çıkmış kurabiye kokusu eşliğinde sıcacık bir gülümseme görünce dayanamadım, kahve içmeye de kaldım :)

Kitaplardaki hikayelerle ilgili genelde yazarın başından geçmiş gibi bir algı oluşur. Belki sadece hayal gücünün ürünüdür İda ama merak ediyorum, lale ile arkadaşlık yapan sizin çocukluğunuz olabilir mi :)

Yazılan her satıra insanın kendi iç dünyasının, yaşantısının, deneyimlerinin sızması kaçınılmaz... Tüm öykülerin ardında bize, yaşamlarımıza dair izler, gerçekler var... Tespitiniz doğru hatta bir adım öteye götürmek gerekirse, lale ile arkadaşlık eden benim çocukluğum mu, kızımın iç dünyası mı, sınırlar nerede bitiyor nerede başlıyor inanın ben de bilemiyorum...

Kapaktaki görsel gerçekten çok güzel ve ben baktıkça bile mutlu oluyorum. Ancak kitabı okuduktan sonra aklıma takıldı; 'Acaba kapakta bir de laleyi görebilsek fena olmaz mıydı?' diye. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?


Yayınevim kapak tasarımını benimle ilk paylaştığında aklımdan aynı düşünce geçmişti. Ancak tasarıma baktıkça öyle sevdim ki büyüsünü bozmak istemedim. Günün sonunda bütün çiçekler bir ve hepsi kalbimize aynı yumuşaklıkla dokunuyor. Kapağın verdiği his, öykünün ruhuyla birebir örtüşüyordu... Onu tüm naifliğiyle, olduğu gibi bırakmak istedim.


Karakterlerin ve hikayenin ortaya çıkış sürecinden de bahsedebilir misiniz? İda'nın bizimle kavuşması ne kadar süre içerisinde oldu ve hikayeye renk veren karakterlerin kitaptaki sıralamasını nasıl belirlediniz?

Tüm öykülerimde yazım sürecim aynı şekilde başlayıp ilerliyor diyebilirim. Önce aklıma küçük bir fikir düşüyor. Birkaç sözcük yalnızca... “Unutma Beni” özelinde bu fikir “bir çiçeği toprağından ayıran bir kızın öyküsü” idi... Baş kahramanın yaşayacağı maceralar, karşılaşacağı karakterler; aklımda hiçbiri olmuyor başta... Ben gün içinde, uyanık olduğum her an, bu fikri düşünüp durmaya başlıyorum. Kağıdın başına oturup yazmaya başlayınca ise öykü şekilleniyor. İlerledikçe sonraki bölümlerin içerikleri birer fikir olarak aklımda beliriyor ve küçük notlar halinde sıralarını bekliyorlar. Tüm detaylar, sözcükleri kağıda dökerken oluşuyor. Bu da maceranın bir parçası ve beni en çok heyecanlandıran kısmı sanırım... Sonrasında ise detaylı bir gözden geçirme süreci oluyor. Karakterlerin, yaşanan olayların ve durumların sıralamasına ise ben karar vermiyorum. Olaylar öyle gelişiyor ve onlar bana kendilerini yazdırıyorlar. “Unutma Beni”yi yazmaya başladıktan sonra üç hafta içerisinde tamamladım. Ardından yayımlatma sürecinin ne kadar zorlu olduğunu öğrendim. Yayınevimle anlaşma ve yayın tarihi bekleme süreçlerini düşünerek, kitabın raflara çıkmasının bir yıla yakın sürdüğünü söyleyebilirim.

İda'nın yardım etmiş olmasına rağmen beyaz kurdun ona saldırması biraz da ;içimizdeki iyi ile kötünün dengesi,diyebilir miyiz?

İda’nın yolculuğu, insanın kendisini ve üzerinde yaşadığı dünyayı tanımak için çıktığı yolun alegorisi... Bunun için var olduğumuzu düşünüyorum. İnsanlık tarihinin başlangıcından beri var olan hedef, “kendini bilmek”, ancak yolculuğun sonunda mümkün oluyor ve maalesef bu yolu yürümek hiçbirimiz için kolay değil... Yüzleştiğimiz gerçekler, iyiyi de kötüyü de ortaya seriyor. Dünyanın da insanın da özünde iyi olduğuna; yalnızca kaybettiğimiz parçaları bir araya getirip, unuttuklarımızı anımsamamız gerektiğine inanıyorum. Dünyaya bunun için geldiğimize de... Öykünün temel fikrini de böylece özetlemiş oldum aslında...

Günlük koşturmaca içerisinde hayal kurmayı, gece ışıklarının altında gökyüzüne bakmayı yıldızları seyretmeyi unuttuk. İda sizce bunu bize anımsatabilir mi? Bu kitabı okuyan çocuklardan gelen tepkiler bu açıdan ne oldu?

Ne güzel ifade etmişsiniz! Tüm dileğim, İda’nın öyküyü okuyanlara bu basit gerçekleri anımsatması; en azından zihinlerinde küçük de olsa bir iz bırakması... Okurlardan gelen tepkiler öyle güzel ki, beni beklentimin ötesinde şaşırtıyor ve mutlu ediyor. Yalnızca çocuklardan değil, kitabı okuyan yetişkinlerden de İda’nın amacına ulaşabildiğini hissettiren yorumlar alıyorum. Örnek vermek gerekirse; kitabı bitirdikten sonra ilk kez gün içinde hayal kurmaya başladığını söyleyen, kalkıp tüm çiçeklerini suladığını anlatan, günlük hayat içerisinde çevresindekilere verdiği tepkilerin değiştiğini söyleyen okurlarım var. Öykünün birilerinin hayatına gerçekten dokunduğunu bilmek inanılmaz...

Çok özelse paylaşmayın tabii ama bu hikayeyi yazdığınız için merakla soruyorum: Sizin hayaliniz nedir? En büyük veya en küçük olanı değil; sadece dağ aşırtan hayalinizi öğrenmek istedim :)

Söyleşimizdeki en güzel soru! Yanıtı da oldukça öznel olacak... Sanırım içimde var olduğunu bildiğim ama ifade edemediğim, günlük yaşamlarımızda öğrendiğimizden daha farklı şeyler bilen, hisseden “başka bir ben’i” ortaya çıkarmak... Onun bildiklerini, hissettiklerini dile getirmeyi başararak hepimizin ‘iyileşmesine’ küçücük bir katkıda bulunmak... Buna çok ihtiyacımız olduğuna
inanarak...

Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkürlerimle...

"Demek ki bazen öylece oturup beklemek yerine kalkıp bir şeyler aramaya cesaret etmek gerekiyordu."


Bu yazıyı Aslı Hanımla birlikte hazırladığımız için çok mutluyum. Ortaya güzel bir pasta çıkmış gibi hissettim, yedikçe bitmeyenlerden. Pastanın süslemesi de Eliften.
Umarım tadını sevmişsinizdir :)

Unutma beni
Yazan:Aslı Eti
Yaş Grubu: 9+
Kırmızı Kedi Yayınları, 2016, 150 sayfa, karton kapak

Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

1 yorum:

  1. Bir öykünün başına gelebilecek en güzel şey, senin onu sevmen bence. Senin ruhuna dokunan tüm öyküleri okumak istiyorum. Şahane bir röportaj olmuş. Aslı Hanımı da kutluyorum bu vesileyle. Hemen okuyacağım, insana yıldızlara bakma ilhamı veren bu kitabı ❤

    YanıtlaSil