Ay'a Kulak Ver / Michael Morpurgo

Morpurgo'nun daha önce 'Balinalar Geldiğinde' kitabına başlamış ancak pek ilerleyememiştim. Bu tanıdık hissi John Boyne gibi benzer coğrafyada yaşamış yazarlarda hissedince okumaların ülkelere göre nasıl da farklılık gösterdiği üzerine biraz düşündüm.
Beni çeken hala damdan düşer gibi konuya tam da ortasından başlayan Alman Edebiyatı sanırım.
O yüzden de bu kitabın ilk satırlarında biraz kaybolsam da sonradan Kayıp Lucy sayesinde yolumu buldum. (ironik oldu kabul :)
Kitabın hikayesi özetle, İngiltere'nin Bhryer adasında yaşayan Alfie ve babasının balığa çıktıkları bir gün ıssız bir adada buldukları yara bere içindeki kız çocuğu Lucy'nin nereden ve nasıl geldiği üzerine ilerlerken, olay örgüsünün 1915 yılında 1. Dünya Savaşı'nda geçmesi sebebiyle işin içine Lucy'nin dost mu yoksa düşman mı olduğu yönünde devam eden 'taraf olma' hali de giriyor.
Çünkü Lucy konuşamıyor hatta uzun bir süre yaşamaya direniyor da diyebiliriz.
Lucy, ıssız adaya nasıl geldi ve en önemlisi hayatla olan bağı nasıl bu kadar derinden koptu?
Bu bölümleri Lucy'nin - gerçek adı Mary- ağzından dinlemek beni çok etkiledi. Başından geçenleri yetişkin biri yaşasaydı muhtemelen hayatta kalma gücünü bile bulamazdı ama o en azından Alfie'ler onu bulana kadar olan süreçte elinden geleni fazlasıyla yapmış.
Kitapta birden fazla anlatım var. Sıklıkla düz bir çizgide yazarın bakış açısından konunun içine girerken ara ara Lucy'nin kendi dilinden yaşadıklarını (öncesini) öğreniyoruz. Yazar bununla da yetinmeyip Doktor Crow gibi harika bir karakter yaratmış ve onun günlüklerine sızma hakkı vermiş bize. Okul Müdürü Bay Beagley'in okul kayıt defterlerinin sonuna ben de Bay Beagley hakkında vurucu! bir şeyler yazmamak için kendimi zor tuttum.
Ve kitabın sonunda bizi bekleyen sürpriz ise beni şaşırtmadı ama gerçekliği konusunda tereddütte bıraktı. "Aa ama ama gerçekten mi?" :)


Savaş gibi bir konuyu incitmeden/kırmadan anlatmak mümkün olabilir mi bilmiyorum. Morpugo da böyle bir arayış veya gayret içerisine girmeye çalışmamış. Sadece "taraf" olarak gösterilen ülkeleri olayın öznesi yapmak yerine nesnesi yapmış. Ve yaşanılan şeyin anlamsızlığını "insan olma" hali üzerinden bir noktaya koymuş. Ortada pek de anlaşılacak bir şey yok çünkü ne de olsa! Karakterin kurduğu şu cümle yazarın bakış açısını özetler diyebilir miyiz bilmiyorum: "Ne ekersen onu biçersin, sevgi ekersen sevgi biçersin."
Savaş haricinde etkilendiğim ve muhtemelen pek de unutamayacağım bir diğer konu da ölüm. "Ama bu çocuk kitabı!" diyenlere şaşırıyorum. Her yaş için uygun bir anlatım dili vardır ve ölüm hayat kadar yaşamımızın içindeyken o yokmuş gibi davranmak ya da duymaktan kaçınmak (benim yaptığım gibi) belki bu kavramın içini nasıl doldurduğumuzla alakalıdır. Detay vermekte kararsız kaldım ama tavuskuşu ile imgelenen o anda farkında olmadan ağladım. Yazarın, bu aslında "bilinen gerçeği" su üstüne çıkarma ihtiyacı üzerine de epey düşündüm. Bence de doğru olan, belirsizlikte bırakmamak ve yazmaktı.

Lucy'nin sonradan defalarca açık bir şekilde çizdiği tavuskuşu tüylerinin kaybettiği kişinin aslında hayatta olduğunu 'görmeye' bir ihtiyaç/inatlaşma olarak yorumladım.

Disleksi teşhisleri hangi yıldan itibaren konulmaya başlandı bilmiyorum ama muhtemelen Lucy teşhis konulamamış bir dislektikti. Ya da belirtileri ben bu şekilde gördüm.

Kitabın isminde de geçen "Ay" ile ilgili detay nedir, onu da size bırakıyorum.
Morpurgo'yu bu kitap ile sevdim ve külliyatını okumak hoşuma gidecek.
Ay'a Kulak Ver'i uçakta fırtınanın içinde ilerlerken bitirdim ve o an yanımda Lucy olmasaydı hiç tanımadığım bir teyzenin elini tutmak zorunda kalacaktım.
Neyse ki Morpurgo tam o anda fısıldadı bana: "Ay'a Kulak Ver" diye :)


* Yazı burada biterken müzik başlıyor. Mozart'ı çok severim. Lucy'i hayata bağlayan eser tam da burada: Mozart/ Andante Grazioso

Ay'a Kulak Ver
Özgün Adı: Listen To The Moon
Yazan: Michael Morpurgo
Çeviren: Arif Cem Ünver

Yaş grubu: 10+
Tudem Yayınları, 2016, karton kapak, 295 sayfa
Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

1 yorum:

  1. çok güzel yazmışsın esracım.çok merak ettim , hemen listeme ekliyorum.

    YanıtlaSil