Ama Bu Çocuk Defolu / Suzan Geridönmez

Tudem katalogunda görür görmez gözlerimin parlamasına sebep olan kitaba kasım ayı gelince kavuşacağımı düşünüp gün saydım. 
Suzan Geridönmez'in çevirdiği kitapları severek okuyor eleştiri yazılarında geçen kitapları incelemek için not alıyorum.
Yazdığı kitaplardan ikisi hakkındaki fikirlerimi burada ve şurada belirtmiştim.
Bunca meraktan sonra Geridönmez'in son kitabına hemen kavuşabilmek için öğle arası Tudem'in Kızılay'da satış yapan bayisine gittim. Tatlı bir sohbetin ardından kendimi biraz da bulutların üzerinde elimde kitap poşetleriyle iş yerinde bulunca ortamın gerginliğinden mi bilinmez bir tane pırtlatıvermişim. Ay ama bu pek 'doğru' bir hareket olmadı hele ki iş yerinde.
Tuhaf bakışlar altında işime devam ederken ve bir toplantıda gerginlikten havayı bol bol yutmuşken aklıma takıldı bu kitap, kapağı ve ismi oldukça ilgi çekici. Acaba ne anlatıyor ki?
Pırt! Pırt! Pııııırrrt!
Sesi örtbas etsem kokuyu nasıl gizleyebilirdim ki?
'Off hava da sanki çok mu sıcak oldu ne?' diyerek dosyayı yellemeye koyuldum aman pardon salladım sadece.
Patronun "Son dönemde çıkan çocuk kitapları hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna arkadaşlardan gelen cevapları hayretle dinledim, sıra bana geldiğinde yüzümde sahte bir gülümsemeyle "Ben de efendim size ve arkadaşlara aynen katılıyorum." dedim. Neticede aile terbiyesi görmüş, kendi fikirleri yerine çocukken anne-babasının fikri büyüdüğünde de patronun fikri kendi fikrinden önemli olduğunu bilen, son derece pırrrlanta gibi bir insanım. Yok bir de neye şaşırdığımı mı anlatacaktım onca insana?
Pırrrrrrt!
"Müsadenizle ben biraz camı açayım, içeri temiz hava DA girsin." diyen iş arkadaşıma onaylayan bir şekilde baktım ve son dönemde biraz rahatsızlandığımdan dem vurdum ama aklım toplantının bitmesi ve benim kırmızı kapaklı kitabıma kavuşmamdaydı.


O kitapta bir şey olmalıydı, kitaba dokunduğumdan beri tuhaf bir şekilde pırtlamaya başlamıştım.
Toplantıya, odada açacak başka cam kalmayınca mecburen ara verilince kitabı alıp tuvalete koştum.
Kitabı okurken Sumru ve Fırat ile ne kadar benzediğimi görüp telaşa kapıldım.
Endişe yumakları sardı dört bir yanımı yoksa 'Kaygı Kuşu' omzuma mı konmuştu?
Ben de aynen Sumru gibi en vitaminli yemeklerle beslenmiş, en marka giysiler giymiş ve yüksek güvenlikli sitenin en yüksekten bir alt katında oturmuştum. Babamın müdür olabilmesi için belirli kriterler vardı ve onlardan biri de en yüksek ve alt kat gibi 'ucuz' yerleri seçmiş olmamasıydı. 
Tabii bir de mutlaka başarılması gereken Anadolu Lisesi sınavı vardı önümde. Bahçeye çıkmak, oyun oynamak, arkadaşlarla isim-şehir oynamak gibi şeyler ne kadar gereksizdi, hele bir sınavı kazanayım büyüyünce ve gerçekten iyi bir işim olduğu o NİHAİ noktada elbet ben de bunları yapardım. 
Vakit bulamazsam çocuğum olunca onu oynatıyormuş gibi yapar ama aslında kendim zil takıp oynardım hatta yeterince istersem Elifle 'kayıp giden' yıllarımı bulmak için yola bile çıkardım.
Ama bir dakika!
Bir ebeveynin 'görevi' neydi?
Çocuğunu en doğru, mükemmel, terbiyeli, zeki, faziletli, marifetli, nezih, kibar ve ulvi yetiştirmek değil miydi?
Bunun için Elifi öyle kendi haline bırakmamalı, çift dilli (mümkünse 3-5) eğitim veren bir okula yazdırmalı, yoğurdumu evde mayalamalı, küfür öğrendiğinde ağzına acı biber sürmeliydim (bu da çok abartı oldu yalnız fark ettim :) veya 'oyuncu anne' olarak adını telafuz edemesem de Montetosorilili aktiviteler hazırlamalıydım.
Meli /malı
Yapmalı /Etmeli.

"Ama Bu Çocuk Defolu" kitabını bitirdikten sonra 'bulaşıcı hastalığa' tutulduğumu ve Sıkıntıyı Yutmak dersinden sınıfta kaldığımı anladım.
Sırada "İçindekileri Serbest Bırakma Çalışmaları" isimli dersin uygulamasına geçmek vardı. 
Toplantının devamında arkadaşlarımı üşütmemek için camları kapattım ve gayet kendimden emin bir şekilde "Son dönemde çıkan çocuk kitapları hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna yeniden cevap vermek için sırtımı arkaya yasladım ve:

"Son dönem çıkan çocuk kitaplarında evet nicelik olarak güzel bir artış var fakat aralarından 'kaliteli' olanı seçmek için bazen cımbız gerekiyor. Yayınevlerinin  tanınan / eski / beğenilen olması kaliteli kitaplara ulaşmak için ön adım olmaktan bence çıktı. Evet bir kitabın güzel baskıda olması para ile doğrudan bağlantılı ancak son dönem sosyal medyada yapılan tanıtım çalışmaları beni rahatsız ediyor ve çocuk kitabının o 'öz' ruhundan uzaklaştığımızı görüyorum. Bu ruhu yeniden canlandırmak için çocuk kütüphanelerinin her şehre ve mümkünse her semte açılması, yapılan kitap okuma etkinliklerinin orta düzey bir ailenin karşılayamayacağı bir ücret olmaması hatta tamamen ücretsiz yapılması gerekiyor. Tüm bunlar için de acaba yayınevleri satış rakamlarına bakmaktan kafalarını kaldırıp çocukların yüzlerine mi baksa?" dedim ve samimiyetle gülümsedim.
Sonra da oldukça rahatlamış bir şekilde nefesimi bırakıp toplantı odasındaki akvaryumda yüzen kara balığa baktım.
Yanlış görmediysem bana göz kırptı.
Severim karabalıkları :)

DİKKAT: BU KİTABI OKUDUKTAN SONRA YUTTUĞUNUZ GAZLARI GERİ ÇIKARABİLİRSİNİZ, ÖNCE CAMI AÇIN!

"Ama Bu Çocuk Defolu" kitabı bana tam olarak bunları hissettirdi. 
Her şeyin satılık olduğu bir dünyada çocukların satın alınarak elde edildiği ve bu sebeple akıllı uslu çocuklar yetiştirmek için birbiriyle yarışan okullar size hemen her gün gördüğünüz PIRRLANTA KOLEJ'lerini anımsattı mı?
Peki eve getirdiğiniz çilli çocuk Fırat gibi 'defolu' çıkarsa?
Yemek yerken etrafa tükürük saçıp söyleyemedikleri gaz yapıp durduk yere pırtlatırsa ve sizi rezil ederse?
Aman Allahım!
Suzan Geridönmez'in Nöstlinger esintili tarzını ve bana Konrad kitabını anımsatan bu kitabını sevdim. Uygulamalı dersimden öğrendiğim kadarıyla içimde tutmadan içimdekileri serbest bırakma çalışması yapacak olursam, Suzan Geridönmez'den bu hikayeyi 8+ seviyede değil 10+ yaş grubu seviyesinde ve daha detaylı bir anlatımla yazmasını tercih ederdim.
Defolu çocuklara ne olduğu, çocukların kaç yaşında satın alınmaya başlandığı, öncesinde neler yaptıkları gibi ayrıntılar hikayeyi farklı kollardan besleyebilirdi. Bir de 'tıslamak' ifadesinin kullanım sıklığı biraz daha az mı olsaydı acaba diye düşünmeden edemedim :)

"Dilara Evden Kaçtı" kitabındaki çizimlerin sahibi Çağla Vera Kılıçarslan bu kitapta da ortaya harika bir iş çıkarmış. Çizimlerin konu ile uygunluğu açısından en çok aklımda kalanları eklemek istedim:





* Üst paragrafta yer alan yayınevi eleştirisi herhangi bir yayınevi özelinde yazılmamış, genel bir sistem eleştirisi yapılmıştır. 

Ama Bu Çocuk Defolu
Yazan: Suzan Geridönmez
Resimleyen: Çağla Vera Kılıçarslan
Yaş grubu: 8+
Tudem Yayınları, 2016, 120 sayfa, karton kapak

Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

2 yorum:

  1. O zaman bana pırtlamak düşer Esoş :)

    YanıtlaSil
  2. Bu sabahki metro seferimde kitabı bitirdim ve bana anne baba dükkanını anımsattı. Öncesinde kaygı kuşu ve 35 kilo tembel tenekeyi okumanın da etkisiyle olsa gerek dudaklarımda bu şarkı, bu güzel kitaplar için minnettarım sana... doğdum!ne annemi babamı
    ne yeri ne zamanı
    özgürce seçebildim,
    doğdum.
    bebeklik yıllarımda
    mutlu olmadım asla.
    büyükler hayatı
    zehir ettiler bana.

    mamalar hakkındaki
    fikrimi sormadılar.
    oramı, buramı
    mıncıklayıp durdular.

    hayat kırkında başlar.
    inanın bana dostlar.
    insan kırkından sonra
    gerçekten yaşar.

    derken,
    okul çağına geldim.
    sevindi büyüklerim.
    bir kurt düştü içime, birden.

    hayatın tadı kaçtı.
    korkunç günler başladı.
    onbir yıl boyunca
    okul beni bunalttı.

    yıllarca hep ders çalış
    gece, gündüz, yaz ve kış.
    her sınav bir kabus,
    bitmek bilmez bir yarış.

    hayat kırkında başlar.
    inanın bana dostlar.
    insan kırkından sonra
    gerçekten yaşar.

    bir gün,
    "okul bitti." dediler.
    üstümden kalktı yükler.
    meğer çok yanılmışım, çöktüm.

    onsekiz yaş sevinci
    hiç de uzun sürmedi.
    çırpındım ben boşuna,
    hiç kimse aldırmadı.
    "sus!" dediler "çok gençsin."
    "hayatı tanımazsın,
    tecrüben bile yok
    bir işe yaramazsın."

    daha nefes almadan
    üniversite filan
    para yok, problem çok
    her gün başka imtihan
    iş buldum, bulamadın.
    çok sevdin, alamadım.
    çılgın gibi bir koşu,
    bu işten ne anladım?

    geçti en güzel yıllar.
    hiç göz açtırmadılar.
    umudum kırıldı,
    beni çok yıprattılar.

    yetti!

    bir gün çok sinirlendim
    ve birden karar verdim.
    kurtuldum, rahatladım.
    bitti!

    şimdilik sağlıklısın.
    daha kaç yıl yaşarsın?
    tüketme kendini,
    sonra pişman olursun.

    yaşanacak çok şey var,
    hızla geçiyor yıllar.
    toparlan ve uyan
    bu fırsat nasıl kaçar?

    hayat kırkında başlar.
    inanın bana dostlar.
    insan kırkından sonra
    gerçekten yaşar....
    40 görmeye az kaldı ama bakalım gerçekten yaşayacak mıyım?
    :)
    Burcu(kitapkurdu Busemin annesi;))

    YanıtlaSil