Şapkada Eriyen Bay Karp / Cary Fagan

Küçükken bir şeyleri biriktirmek çok havalı gelirdi, aklımda kalan en büyük koleksiyonum peçete koleksiyonu. Bayram gezmelerini sırf bu yüzden severdim çünkü herkesin evinde mutlaka farklı renk/boy ve desende peçete olurdu. Şu an aklımda kalan tek görüntü ise üzerinde kocaman bir papatyanın olduğu peçete, belki de gözdem O'ydu kim bilir. Okula gitmeye başlayınca da 'not defteri kağıdı' biriktirmeye başladım çünkü bütün arkadaşlarımda bu koleksiyon vardı. Şimdi düşününce komik geliyor aslında, hepimizde neredeyse aynı olan kağıt parçalarına sahip olmak...
Sonra onları dağıttım ve bir şeyler toplama işini uzun süre bıraktım.
Ama insanın ruhunda varsa o bir şekilde gelip sizi buluyor, belki de sadece form değiştirerek.
Son 5 yılda baktıkça mutluluk duyduğum bir çocuk kitapları arşivim oldu. Sahaflarda çoğunlukla bir kenara itilmiş çocuk kitapları bölümünü bazen terleyerek bazen üşüyerek ama hep heyecan duyarak hatta arkamda biri var da işte o aradığım kitabı benden az önce ele geçirecek telaşıyla kurcaladım. Aradığım kitapların mutlak suretle peşine düştüm ve çoğunlukla da hüsrana uğramadım. Hatta en son 2 sene önce -henüz yeniden basılmamışken- Kumkurdu kitabını aramıştım. Kendime bulduğum yetmedi, sevdiğim arkadaşlarıma da bulayım diye önüme çıkan her kitap/kırtasiyeye sordum ve hatta bu hastalığı yakınımdakilere de bulaştırdım. Sonra Kumkurdu yeniden basıldı ve benim resmen tadım kaçtı :) Çünkü belki işin en güzel kısmı O'nu aramaktı. Şimdi de farklı dillerde Kumkurdu kitabını biriktiriyorum. Koleksiyonumda henüz sadece İsveççe ve Hollandacası var ama Küçük Prens gibi her dile çevrilmemiş olduğunu (İngilizcesi yok mesela) düşünecek olursak işim daha da zor :) Son bir buçuk yıldır başka bir koleksiyon daha var ama onu yazının sonuna saklıyorum.


İşte şimdi Randolph ile tanışma zamanı. (Beethovenın sesini biraz açalım)
Birinci bölüm sarsıcı bir başlık olan "Hırsız Babam" ile başlamış olsa da Randolp'un koleksiyon tutkusunu öğrendiğim ilk satırlarda kitabın bende ayrı bir yeri olacağını anlamıştım.

"Ben bu işe çok gençken başladım. Daha dört yaşımda, taş biriktiriyordum.Altı yaşımda kar küreleri. Sekizimdeyse ayakkabı çekecekleri.On bir yaşıma geldiğimde üç koleksiyon sahibiydim: Gazoz kapakları, yazı gereçleri ve sözcükler."

Diğer ikisi çok cazip gelmemiş olsa da kavramsal bir koleksiyon olarak 'sözcük' biriktirme işi epey ilgimi çekti ve kitapta bu sözcüklere rastlamak hoşuma gitti.*

Randolh'ın babası çalıştığı 'EvdekiHesap' şirketinde hırsızlıkla suçlanıp işten atılınca maddi olarak sıkışan aile evlerinin 3. katını kiraya vermek zorunda kalır ve bu kata kutularında "ömürsüz" ve "kırılacak" yazan 50 yaşlarında ince bıyıklı bir bay taşınır.

"Bense bu kişinin tuvaleti kokutacağını ve bir yabancının kokutmasının, aile kokutmasından beter olacağını düşünüyordum."

Kendini ciddi ve ilgi çekici bir koleksiyoner olarak tanımlayan Randolph bu düşüncesinden Bay Karp ile tanışınca vazgeçer.
Çünkü karşısında gerçekten tutkulu ve hatta biraz deli bir koleksiyoner vardır.
Güven Mağazası'nın Şikayet Birimi'nde çalışan Bay Karp ile Randolph'ın tanışma hikayesi bana ilginç geldi. Bu tanışmanın aynı evde yaşadıkları için ev ortamında olduğunu düşünebilirsiniz ama bu tanışma Güven Mağazası'nda satılan ömürsüz bisküviler aracılığı ile olur. (yaratılır)


Randolph gibi ben de Bay Karp'ın 300 parçalık koleksiyonunun tam olarak NE olduğunu çok merak etmiştim. Bunun ne olduğunu sizinle paylaşmayacağım çünkü 40 yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir şey olduğundan sizin de kitabı okurken aynı merak duygusunu yaşamanızı ve şaşırmanızı çok isterim :) (hatta böyle bir koleksiyon gerçekten mümkün mü diye araştırmaya başladım)
Bay Karp'ın koleksiyonunun yanında Randolp'ın gazoz kapağı biraz hafif kalsa da aslında önemli olanın NE biriktirdiğin değil, o biriktirme tutkusu olduğunu görebiliyoruz:

"Canının sıkılması doğal. Sanıyorum bu, koleksiyonerlerin sıkça hissettiği bir duygu. Elimizdekilerle uzun süre yetinmeyi bilmiyoruz. Yeni bulduğumuz bir parça aklımızı başımızdan alıyor ama bu bile çok kısa sürüyor, sonra da yeni bir şeyin arayışına başlıyoruz. Bu nahoş bir duygu... Hiç durmadan midemizi kemiren bir parazit gibi. Fakat o yeni parçanın peşinden koşmak, onu takip etmek, çılgınca umut etmek, sonunda da onu avuçlarında hissetmek... Ne heyecan ama!"

Bu hissi en son Kumkurdu kitabının İsveççesi elime geçtiğinde hissetmiştim. Bir arkadaşımın arkadaşı İsveçte yaşadığı için kitaba ulaşması zor olmadı ama o kitabın İngiltere üzerinden Türkiye'ye ve oradan da bana ulaşması epey zaman aldı hatta bir ara umudumu kaybetmiştim. (İsveç Edebiyatı sevgimden dolayı İsveççe öğrenesim bile var, Ali Arda ile tanışabilmeyi de çok isterim :)

Bay Karp kuzeydoğudaki en büyük ikinci koleksiyonerdir ama aslında rakibi Ravelson'ı sonsuza kadar geçmesine ve birinci olmasına ramak kalmıştır. Lakin bir şeyler yolunda gitmez ve dengeler değişir.
İyi ki de öyle olur.

"İstifa ettim. Artık Güven Mağazaları'nın Şikayet Birimi değilim ben. Peki kimim? İşte bütün mesele bu. Biliyor musun, özgür olmak biraz ürkütücü. Ve aynı zamanda biraz heyecan verici. Seyahat edeceğim. Bir şeylere sahip olmak yerine, bir şeyler göreceğim ve bir şeyler yapacağım. Nereye gideceğimi ya da kimlere rastlayacağımı bilmiyorum ama bunun bir macera olacağından eminim. beni anlıyor musun Randolph? Artık gerçekten yaşayacağım." 💗

Bu hafiflik duygusunu da geçtiğimiz ay yaşadım. Bir üst paragrafta yer alan o heyecan duygusunu nasıl yaşadıysam 'bir şeylere sahip olmak yerine bir şeyler görmenin ve yapmanın' nasıl bir şey olduğunu da yeni deneyimlemeye başladım. Tam da bu yüzden Bay Karp ile oldukça ortak yönümüz var. Yoksa ben de bir yeri gezmeye gittiğimizde kendimi kitapçılara veya sahafa kapatıp deniz kenarındaki gün batımlarını kaçırabiliyordum. 'Artık gerçekten yaşayacağım.' diyorum :)

Kitabın ismi ile ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum. İngilizcesi tam da tahmin ettiğim gibi Mr. Karp's Last Glass, hikayeye oldukça yakışan bir isim. Türkçe çevirisini düşündüğümüzde çok cezbedici bir hale gelmiyor ve hatta bir şeyin 'son' olması itici bile bulunabilir. Bu sebeple küçük bir kelime oyunu ile 'Şapkada Eriyen Bay Karp' olarak çevirisi yapılmış. İsmin akılda kalıcılığı biraz düşük olsa da hem hikayedeki şapkaya gönderme yapılması hem de aslında Bay Karp'ın bu su ile nasıl eridiğinin merak uyandırması bakımından güzel bir noktadan yakalanmış.

Bu kitabın sayfa sayısının azlığı ve konunun eğlenceli bir şekilde işlenmiş olması sebebiyle 7-8 yaş grubundan itibaren rahatlıkla okunabileceğini düşündüm. Hatta sonrasında 'koleksiyoner' nasıl olunur, sen neyin koleksiyoneri olmak isterdin veya Bay Karp'ın sahip olduğu 300 parçalık koleksiyon hakkında ne düşündün ve sence bir şeyin ömürlü olması ne demektir gibi sorular üzerinden pek güzel diyalog geliştirilebilir.

"Pek çok çocuk bir şeyler biriktirir."

* İpetek haczi,ömürsüz, bıkkınlık,bilgece, dili tutulmak, muğlak  ifadelerinin açıklaması pek güzel yapılmış. Ancak 'darağacına yürüyor gibi hissediyordum' ile ne demek istendiği açıklanmadığından, bu ifade ayrıca editör/çevirmen notu olarak eklenebilirmiş.(sy:39)

                                                                            ***
Yazının başında bahsettiğim son koleksiyonum ise postcrossing sayesinde bana gelen kartpostallar.
Elimdeki kartların sayısı 150'yi geçti. Herhangi bir müdahalede bulunamadığım için bu açıdan "koleksiyoner" sayılır mıyım bilmiyorum ama ben yine de özel kartlarımı paylaşmak istedim. Profilime 'çocuk kitaplarını, kahveyi ve kedileri çok severim' yazdığım için çoğunlukla bu çerçevede kartlar aldım. Görseldeki kitap ayracı koleksiyonum da çoğunlukla mektup arkadaşlarımın bana gönderdiği hediyelerden oluşuyor, Karlar Kraliçesi ise izlediğim ilk çocuk oyunu, yaş 27 iken :)


Çocuk kitaplarıyla ilgili olanları ayrıca çektim. 'Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum' kartını Avustralya'dan bir büyükanne göndermiş mesela, torunlarının en sevdiği kitapmış :)


Favorilerim de şöyle:
İlk defa yan yana koydum hepsini ve gördüm ki ben içinde çocuk, neşe ve bir anlam olan kartları seviyorum.Sol üstteki simitli kız bana gelen ilk kart, onun hemen yanındaki güllü kart ise sevgili Saliha'nın bana postcrossing ile Kayseri'den gönderdiği kart. Bu sayede tanıştık ve arkadaş olduk desem :)
Bu iki kart ise mektuplarıyla geldi. Soldaki yazıyı anlamakta epey zorlansam da Amişlerin komşusu olan biri tarafından gönderildiğini anlayabildim. Sağdaki ise bugün geldi ve 10 yıl önce televizyonunu çöpe attığından bahsediyor.
Türkiye'de kart bulmak gerçekten kolay değil. Benim gönderdiklerim oldukça klasik şeyler aslında ama birkaç defa ben de kartıma mektup ekleyip yollamıştım ve çok güzel geri dönüşler aldım. Hatta tam o gün kart gönderdiğim kişinin profilinde yazan bir cümle beni epey düşündürmüş ve aklımdaki soru işaretlerini yazmıştım. Postcrossing karşılıklı yapılan bir etkinlik olmasa da oldukça ilginç insanlarla ve kartlarla tanışmama vesile olduğu için ayrıca seviyorum.
İşte bu da bu yazının bonusu. Amerika'dan gelen bu kartın arkasında bulmaca soruları var. Birini buraya yazıyor ve doğru cevabı verip bana adresini ulaştıran kişilere ben de kart atacağımı bildiriyorum.
Eli cebinde olan uzaylıyı bulabildiniz mi?



Bir kitap ve basit bir hikaye nerelere geldi :) Kitapları okumaktan daha da çok onlar hakkında düşünmeyi seviyorum sanırım.
Mesela şimdi Bay Karp nerededir? Kaz Dağlarına gelse ve Adatepe'de bir çay molası verse fena olmazdı, deniz kenarında gün batımını birlikte izlerdik :)

Şapkada Eriyen Bay Karp
Özgün Adı: Mr. Karp's Last Glass
Yazan: Cary Fagan
Resimleyen: Selçuk Demirel
Çeviren: Damla Kellecioğlu
Yaş grubu: 8+
Tudem Yayınları, 2017, karton kapak, 95 sayfa

Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

3 yorum:

  1. Esraaaaaaaaa bu ara kitap almam yasak..lütfeeenn bana kitapta ne koleksiyonu yapıldığını mesaj attt çatlarııımm lütfeennn :)
    solda en üstte mavili uzaylı bulduuummmmmmmmmmmmmmmmmm :)
    seviyom seni..
    sen kitap yazmalısın bence bu arada :)
    ve sen bir kartpostal koleksiyoncususun kesin bilgi :)
    mumcuuukkkk

    YanıtlaSil
  2. merhaba,
    sol üst mavi uzaylının eli, kahverengi pantolonunun cebinde :)
    Biz daha önce senden kart almış şanslılardanız :)
    Ve benim de kart, peçete,para, pul, ıvırzıvır koleksiyonlarım var ve hepsini kızıma devrettim :)
    Sevgiler...
    Burcu (kk Busem'in annesi)

    YanıtlaSil
  3. Günaydın:) Bulamadım eli cebinde olan uzaylıyı :)

    Yazıyı çok beğendim, peçete koleksiyonu benim de vardı. Japonyadan bir şekilde gelmiş, bana ulaşmış,üstünde mor çiçekler (leylak belki) olan pelür kağıdı gibi ince bir peçete vardı.Aklımda o kalmış :)

    Bu kitaba dün tudemin tanıtım mailinde rastladım. İsmini beğenmedim ama bu yazıdan sonra okuyacağız mecburen:)

    YanıtlaSil