Bay Mucittaş ve Ailesi / Eva Furnari

Geçen yazımın üzerinden bir aydan fazla zaman geçmiş. Bu sürede biraz daha yetişkin kitaplarına yöneldim biraz da hastane işleri ile uğraştım ama aklım hep çocuk edebiyatı ve tatlı kütüphanemde kaldı. Bana instagramdan "kütüphaneniz nerede?" diye sorulduğunda hem içim  burkuluyor hem de sanki gerçekten böyle bir yer 'mekan' olarak da varmış gibi heyecan duyuyorum. Severek takip ettiğim yayınevlerinin son çıkan kitaplarına pek yetişemiyor olsam da aralarından bazıları benim için "olmazsa olmaz" nitelikte olduğundan arada derede tepede muhakkak okumaya veya göz gezdirmeye çalışıyorum. Yeni yıl ile birlikte başladığım "kitap alma/okuma diyeti"nin de bu yavaşlıkta etkisi yok değil ama ben halimden memnunum. Çünkü kitapları eskisi gibi silmek süpürmek veya su içer gibi lıkır lıkır içmek istemiyorum artık. Ve son aylarda bunu yapmamayı da başardım. Sakin ve sindirilmiş okumalar yapıyor, detaylıca defterime not alıyor ve "sıradaki" diye etrafta çılgınlar gibi gezmiyorum. Bir önceki okuduğumu sindirmeden diğerine başlamıyorum mesela. Bu yeni durum öyle hoşuma gitti ki! Her şeyi (içine kitapları da koyacağım kimse kusura bakmasın) o kadar tüketir olduk ki... İşte canım Eva da bize biraz bunu hatırlatıyor "Bay Mucittaş" kitabında. Kitabın orijinal ismi "Lolo Barnebe" olarak yayınlanmış ancak Türkçe'ye "Bay Mucittaş ve Ailesi" olarak çevrilmiş. Ben "Ve Ailesi" eklemesini biraz gereksiz bulduğum için kitaptan Bay Mucittaş olarak bahsedeceğim. Bu isim de "Bay KARp" kadar hoş ve anlamlı olmuş.
"Şair Kısakulak" bildiğim kadarıyla yazarın en bilinen ve sevilen kitabı. 2007 yılında yayınlanmış ve Jabuti ödülü kazanmış. (benim gözümde tüm ödüllerin sahibi kendisi, orası ayrı :) Bay Mucittaş ise 2000 yılında yayınlanmış. Bu bilgiye özellikle baktım çünkü yazarın tarzı o yıllarda şekillenmeye başlamış ama bu kitapta hissedilen bir ürkeklik de var. Benzer bir şeyi Steinhöfel'de yaşamıştım. (Sıkı Arkadaşlar ve Spagetti Canavarı kitabı meğerse ilk kitabıymış, bu kitap neden bu kadar tutuk deyip durmuştum :) Furnari ve kitapları hakkındaki genel bilgilerden sonra hazır mısınız Bay Mucittaş ve Ailesi ile tanışmaya? (Böyle yazınca daha anlamlı oldu sanki, yayınevinin neden "ve ailesi" dediğini anlamaya başlıyorum :)

İnsanların mağaralarda yaşadığı eski günlerde, Lolo Mucittaş adında bir adam yaşarmış. Lolo'nun bazı kusurları olsa da Lolo zeki, yaratıcı, heyecanlı ve yeni fikirlerle doluymuş. Yirmi yaşına geldiğinde sevecen ve iyi huylu olan Zizu ile evlenmişler ve evliliklerinin birinci yılında Finfo dünyaya gelmiş. Aile her gece ateşin etrafında toplanıp et pişirir, yemekten sonra birbirlerine hikaye anlatır, ardından yemekler ve sahip oldukları her şey için doğaya teşekkür eder ve yatmaya giderlermiş. Çok mutlularmış.
İşte bu kadar.
Nasıl tatlı bir hikaye değil mi?
Yani daha ne olsun?
Ama ille de bir şey olsun isterseniz işin içine tamamen ihtiyaçtan kaynaklanan çeşitli mucitlikleri koyabiliriz ki bu sayede;
Öncelikle başımızı sokacak evimiz, geceleri rahat uyuyacak bir yatağımız, banyoda saçlarımızı pırıl pırıl yapacak şampuanımız (şampuan lafı geçince söylemeden edemiyorum, 'Rrrrrrr' filmini ve kirli saç kabilesini izleyin :) üzerinde yemeklerimizi yiyecek masamız, kıyafetlerimizi yıkayacak ve kurutacak makinelerimiz, çocuğumuzu susturacak pardon eğitecek tabletimiz ve her an sosyal medyada  olup yalnız kalmamızı engelleyecek cep telefonlarımız olabilir.
İyi ki Lolo ve ailesi varmış da hayatımız kolaylaştı değil mi?
Canım Lolo, o kadar uğraştı ama ütü makinesini (yazarın bu detayı düşünmesi çok hoşuma gitti) icat edemedi ama olsun.
Şimdiye kadar yaptıkları bize yeter de artar.
Hepimiz daha mutlu olmadık mı bu icatlarla?
İşte Lolo ve ailesi de pek mutlu olmuşlar bu hikayede ama sanki o kadar da mutlu değillermiş.
Neyse ki hikayenin sonunda ışıklar kapandığında onları ve bizi bambaşka bir dünyanın beklediğini ucundan da olsa görebildik...

Bunu daha önce yazmıştım ama yeniden yazmak istedim. Televizyonumuz olmadığı için bize sorulan "E napıyorsunuz akşamları veya hafta sonu?" sorularına alıştık ve her seferinde karşı tarafı mahçup edecek cümleler aklıma gelse de sadece kibarca gülümseyip "Canımız ne isterse onu yapıyoruz." diyorum. Yakın zamanda televizyonu olan evlerde kaldığımız için daha yakından kıyas yapma şansım oldu. Ortamda 'rutin' olarak televizyon izleniyorsa ilk etapta "Bu makine ne diyor yahu!" dercesine ekrana baksanız da bir müddet sonra gözlerin kitlendiğini fark edebiliyorsunuz. İşte böyle:

Babanın gözleri size de canım Bombo'yu anımsattı mı? Ne zaman televizyon izleyen birini görsem aklıma o çizim geliyor artık.
Bu kitabı ters olarak okuduğunuzda yani o hayatımızı kolaylaştıran şahane mucitliklerin olmadığı an'a döndüğünüzde belki şu soruyla karşılaşabilirsiniz. (Balık Tutma Dersleri'ne de selam olsun tabii :)
"Mutlu olmak için gerçekten daha fazlasına ihtiyacımız var mı?"


Çocuklarla konuşmak için harika konu başlıkları olduğunu düşündüm bu kitapta:
- Sen olsan neyi icat etmek isterdin?
- Mağarada yaşanılan hayat mı yoksa yepyeni aletlerle dolu 'modern' hayatı mı seçerdin?
- Sence neden o kadar da mutlu değiller?
- Senin için olmazsa olmaz 'icat' hangisi?

Tüm bunlardan sonra evde eksik olduğunu düşündüğüm birtakım ihtiyaçları yeniden gözden geçirdim ve birçoğunu gerçekten eledim. (Yaşasın çocuk kitapları!)
Ardından, çocuklara yöneltmek istediğim ilk soruyu kendime yönelttim, "Sen olsan neyi icat etmek isterdin?" diye.
Aklıma ne yalan söyleyeyim ilk olarak ÜTÜ MAKİNESİ geldi :) Biraz düşününce bunu çok saçma buldum. Sonra aklıma TELESKOP geldi, yıldızları izlemek hoşuma giderdi diye. Az daha düşününce, teleskopa da ihtiyacım olmayabileceğini yıldızlara dokunacak kadar yakın mesafede yaşarsam bunun gereksiz olacağını fark ettim. Hemen oradan bir ses bana ANI SAKLAMA DEPOSU fikrini getirdi ki bu şimdiye kadar icat edilmemiş bir şey, benim çocukluk hayalim.Ama oradan da uzaklaştım ve şimdi durduğum yere geldim. YAZI'yı icat etmek isterdim :)

Peki ya siz, neyi icat etmek isterdiniz?

Bay Mucittaş ve Ailesi
Özgün Adı:Lolo Barnabe
Yazan ve resimleyen: Eva Furnari
Çeviren: Damla Kellecioğlu
Yaş grubu: 7+
TUDEM, 34 sayfa, karton kapak
Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

2 yorum:

  1. Neşe makinesi...
    üzgün olan elini koyuyor düğmeye basıyor ve birden içini yaşam sevinci neşe kaplıyor...

    YanıtlaSil
  2. Çok merak ettim bu kitabı. Yaa şu televizyonsuzluk olayı ne güzel. Ben de istemiyorum evde o aptal kutusunu. Ama eşim hayatta vazgeçmez ondan :(

    YanıtlaSil