Kaygı Kuşu Z.O.Ç.K.O. / Züleyha Ersingün

Elif doğduktan sonra evde geçirdiğim 17 ayda kendimi yeniden keşfettim. Elif, uykuyu çok seven bir çocuk olmadığından "anne vakti" dediğimiz zamanları kıymetli herhangi bir şey ile kıyaslamam mümkün değil. Gündüzleri çoğu zaman sadece yarım saatim oluyordu veya şanslıysam bir saatim ki birçoğunda Elif yatağında değil slingde uyumuş oluyordu. Sadece kitap okumanın bana yetmediği günlerde fark ettim ki bir şeyler üretmeliyim. İşte o dönem sevdiğim kitaplardan çizimler yapmaya başladım. Nasılsa "çizemiyorum ki" demeden öylece çizdim ve bunu instagram hesabımda paylaşarak, yaptığım çizimin hangi kitaba ait olduğunu ilk bilene üstü çizimli bir taş veya minik birkartpostal gönderdim. Çok uzun süre götüremedim bu işi ama bu kısacık an bile bana harika dostlar kazandırdı. Basit görünen bir yorumun veya küçük bir kartın yolculuğunerelere ulaştı buraya yazarak sığdırmam mümkün değil. Şimdilik sadece Züleyha ile ilgili olan kısmı aktarmaya çalışacağım. Züleyha ile çocuk kitapları zevkimiz (yetişkin edebiyatında ben sınıfta kalırım :) o kadar uyumluydu ki bunu birkaç paylaşım sonra hemen fark ettim ve işte o 1.5 milimetrelik tatlı kahramanlarımı ilk bilen kişi Züleyha oldu.*

Tanıştırayım: benim Kaygı Kuş'um :)
"Sahi insan ne yazar bu kadar değerli birinin yazdığı kitap hakkında?"

Daha önce Hayal Peşinde kitabını buraya yazarken itiraf ediyorum bu kadar zorlanmamıştım. Bu kitaba nasıl başlayacağımı veya aklımdakilerin tamamını nasıl aktaracağımı hesaplamaktan yazımı yazamadım ve de bitiremedim. Bir ara yazmamayı bile düşündüm. Kitabı o kadar çok okudum ki "körleşme" yaşamaktan korktum. Ve en son okumamda fark ettim ki Züleyha'nın kitabında yazan Kaygı Kuşları bana selam verip geçmek yerine iyice çöreklenmiş oturmuş kitabın üzerine. Onları hızlıca göndermek yerine önce ne dediklerini dinledim ve kendilerine teşekkür edip odamın canımdan onları uğurladım. Bilgisayarımı açtım ve işte buradayım.


Kitabı ilk okuduğum ve son okuduğum zaman hissettiklerimle başlayayım anlatmaya.
İlk okuduğumda "Züleyha'nın iyi yazdığını biliyordum ama bu okuduğum hikaye gerçekten müthiş." diye düşünmüş ve böyle başarılı bir yazar arkadaşım olduğu için inanılmaz gurur duymuştum. Baş karakter Deniz'i kendime o kadar benzettim ki bir an Züleyha ışınlandı da çocukluğuma mı gitti acaba diye düşünmedim değil :) Tamam belki o kadar değil ama Deniz'in kaygı kuşları ve benimkiler kesinlikle arkadaş hatta akraba olmalı dedim. Ah, Deniz...
Son okuduğumda ise (her okumama eşlik eden) gözyaşlarım boncukluk kıvamı biraz geçerek akmaya devam ettiler. İşte o an bu yazıyı yazmamın gönderdiğim kaygı kuşlarına ve Deniz'e bir selam olacağını düşündüm. Çünkü birkaç aydır bu yazıyı "iyi yazamayacak olmanın" kaygısı ile dertlenip duruyordum ve bunun farkında bile değildim. ('İyi yazmak' konusuna bir parantez açayım, kitapla ilgili hislerimi/düşüncelerimi/yorumumu tam olarak anlatabiliyorsam benim için o yazı "iyi"dir ve yeterlidir, önemli olan yazarken ve paylaşırken aldığım keyiftir. Bu blogun asıl amacı da bu neticede :)

Deniz ile tanışmaya hazır mısınız?
Bu yazıyı okuduktan sonra "kaygı kuşu ne acaba?" diye merak edip, kitabı okuduktan sonra ise "kaygı kuşlarımı gönderiyorum o halde!" demeye hazır mısınız peki?
Ben baştan söyleyeyim de uyarmamış olmayayım :)
Kaygı kuşlarının sık ziyaretleri ile gerçekte yapmak istediği birçok şeyi yap(a)mayan Deniz'in hayatına ailesinin baskıları ve arkadaşlarının alayları eklenince Deniz için hayat iyice içinden çıkmaz bir hal almıştır.
Ta ki...
Japonya'dan bir paket gelene kadar.
Ailesi bu paketin gizemini çok merak etse de Deniz onlara bu gizemi açıklamak istemez.

"İşte bu yüzden zarfı sakın sormayın. Bu, bilmeden de olsa iyi yaptığım bir şeyler olduğunu hissettiriyor."

İşin aslı kendisi de bu gizemli paketin nasıl ve neden geldiğini bilmiyordur.
Yakın arkadaşı Arda ile bu işin sırrını çözmeye çalışırlarken arka arkaya İspanya ve Finlandiyadan da paketler gelince işin rengi değişir.

" Paketle değişen hayatımda görünürde bir değişiklik yoktu.Ama ben değişiyordum, aynaya baktığımda farklı görüyordum kendimi. Kuşlarım hala peşimdeydi. Bazen açık bir pencere bulup yanıma geliyorlardı. Bu pencere bazen oynanan bir oyun, bazen yapmam gereken bir ödev, bazen de annemin verdiği bir iş oluyordu. Yine de artık içime yuva kurmalarına izin vermiyordum. Sadece kısa süreli ziyaretler..."

Ve Deniz'in özgüveninde değişim başlar. (tam burada birkaç örnek daha ekledim ben kitaba, Züleyha duymasın :P
Ama Deniz'in şu cümlesi çok hoşuma gitti:

"Anladım ki özgüven beni muhteşem bir futbolcu yapmıyor; ama muhteşem bir futbolcu olmadığım için üzülmemi engelliyor."


Deniz ve Arda'nın paketlerin şifresini çözmeye çalıştıkları bir gün yanlarına sınıfın  en tatlı ve zeki kızı Eylül gelir.

" Bu kızın gülüşü, hiç beklenmedik bir anda okulların tatil edilmesi gibiydi. Evde krep yapılan kahvaltı sabahları gibi..."

Paketler neden ve nasıl gelmiştir, üç kafadar sonunda bu gizemi çözer.
Hikaye burada bitmiş olsaydı "hoş bir maceraydı" diye bitirebilirdim ama canım Züleyha öyle güzel bir yere bağlamış ki hikayeyi ne zaman okusam ağladım o satırlarda. O yüzden kitabın sonuyla ilgili hiçbir şey yazmayacağım. Hüzünlü bitmediğini ispatlamak ve canınızı çektirmek için son sayfadaki patates cipsi ve dip sos tarifini paylaşıyorum:(biraz kötülükten bir şeycik olmaz hem değil mi?)


Kitabı okumaya başlamadan hemen önce kitaptaki gibi DELİDEVŞAŞIRMA yaşayacağımı bilmiyordum tabii. Bu şaşkınlığımı mahcubiyetle paylaşıyorum ve 'Acaba paylaşmasam mı?' endişesi yaşadım ama baktım kaygı kuşları konuşuyor, camı tekrardan açtım ve yolladım onları.

Bir kitabın size ithaf edilmesi karşısında hissedilen : kalbin tam ortasına dokunan bir minik tatlı kuş hissi
Bu kitapla beraber bana çokça emeği dokunan Türkçe Öğretmenim Gönül Dörtgöz'ü de sevgiyle anıyorum, her neredeyse yolu açık olsun hatta kuşlar bir işe yarayıp "kaygı" yerine "selam" götürsün ona benden :)
O halde tatlı bir sürpriz ile bu yazıyı sonlandırayım.

"Kaygı kuşunuzu nereye göndermek isterdiniz?" sorusuna cevap veren bir kişiye Züleyha Ersingün'ün Kaygı Kuşu kitabını ismine imzalı olarak göndereceğim.
Son katılım: 26 Şubat 2017
Herkese bol şans!
(Katılım için repost gerekli değil, sevdiğiniz insanlarla/ arkadaşlarınızla paylaşırsanız çok sevinirim tabii :)


* Anı olarak kalsın diye o paylaşımı buraya ekliyorum. Bu çizimde Tobie Lollness'i çizmeye çalışmıştım, en sevdiğim kitaplardan biri.


En en en son olarak da
İyi ki varsın Züli,
İyi ki mektup arkadaşımsın...



Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

5 yorum:

  1. direk aklıma bu cümle geldi.....düşünmeden yazıyorum..
    Kaygı kuşumu kaf dağınının tepesine yollardım...
    çok çok merak ettim bu kitabı kaygılı bir yürek olarak..
    * ithaf kısmı çok çok değerli...
    mutlu haftalar

    YanıtlaSil
  2. ne güzel yazmışsın :) sadece camı açıp salabilsem Kaygı Kuşumu, ama şu sıra bunu yapamıyorum. Henüz okuyamadım, çekilişe yeğenim Tuna adına katılıyorum. xoxo Şirin

    YanıtlaSil
  3. Ah o kaygı kuşları. .. Üniversiteyi bitirene kadar peşimden ayrılmadılar. Çocukluk, aile ne kadar önemli :(

    YanıtlaSil
  4. Ben bir yere gondermesem, onlar kendileri ucup gitseler daha hosuma gider aslinda, ya da onlari ucmaya heveslendirecek seyler, kisiler olsa hep hayatimda mesela. :)

    Cekilise katma tabi beni, imzali kitabim taa Belcika'ya geldi coktan ve nasil tatli bir kitap <3

    http://myblog42-42.blogspot.be/2017/01/yeni-yilin-ilk-yazisi.html

    Sen en iyisi bana uzunca bir mektup yaz mesela, hehe :D (Elden de verebilirsin;)

    YanıtlaSil
  5. LOKUM ÇOCUK KÜTÜPHANESİ/ ESRA VE ELİF İÇİN NOT..
    Ada Kitap'a sıkça uğrayıp kitap seçtiğinizi bildiğim için yazmak istedim. Minik Elif'le ve güzel bloğunuzla beni tanıştırdığınız için teşekkür ederim. Onca bunaldığım bir zamanda sorunlara dalıp işimin en güzel olan kısmını, okumayı ve paylaşmayı aksattığımı bana hatırlattığınız için de ayrıca evrene şükranlarımı iletiyorum.
    İşin aslı, uzun süredir düzenli olarak blog yazıları ve kitap yorumları okuma fırsatımız olmuyor. Bu yüzden de bloğunuzdaki yorumların çoğunu okuyup minik Elif'le konuşur gibi yazdığınızı, onun beğenisini ve tepkilerini tüm içtenliğinizle yansıttığınızı tekrar hatırladım. Göz ucuyla bir iki yoruma bakıp "güzel kitaplarmış buraya da getirtelim" dediğimi hatırlıyorum en son. Sonra kopmuşum, bu ufak mahcubiyet beni dürtüp kendime getirdi. Sağolun. Sizin kitaplardan çizim yaptığınızı da bilmiyordum "Kaygı Kuşu" kitabı üzerine konuşup yorumunuzu okuyana kadar.
    Çok isterim başından sonuna kadar elime gelen her kitabı sindire sindire okuyayım da, öyle kestirme yorumlar yapmak zorunda kalmadan işime devam edeyim. Sizin gibi farklı bakış açısına sahip insanlar buraya geldikçe ve doğru şekilde paylaşımlar oldukça zenginleşiyor insan. "Manavda sebze meyve satar gibi kitap satmak" işine dönüyor yoksa bu iş. Bu yüzden daha da üzgünüm bu duruma.
    İnsanın hayatında tek yönden esmiyor rüzgar aynı zamanda. Savrulmamak, aksine daha fazla destek bulup tutunmak için okumaya çalıştığım günlerde ve henüz bu işe başlamadığım zamanlarda ben de kağıt, kumaş, keçe vs, bulabildiğim her malzemeden ufak tefek üretimler yaptım sizin gibi. Size de kağıttan yaptığım bir çerçeveyi hediye edeyim bu paylaşım için.
    Sevgiler..
    Ebru

    YanıtlaSil