Piranalarla Yüzen Çocuk / David Almond

Bugün bir değişiklik yapalım ve ben size bu kitapla ilgili yorumumu anlatmadan önce kapak tasarımına bakıp birlikte düşünelim. Neticede Oliver Abinin emeği var bu çizimde, onunla başlamasak olmaz.


Kapaktaki çelimsiz ama cesur bakışlı çocuk size de az sonra heyecan verici bir maceraya atılacakmış gibi gelmedi mi?
Yani şöyle düşünsek, kitabın ismine baktığımızda bu çocuğun bir şekilde piranalarla yüzmek zorunda kalacağını anlıyoruz. Bunu kendi rızasıyla yapmış olamaz sanırım?
Yoksa olabilir mi?
Peki o taktığı kırmızı pelerinin anlamı ne, kendini süper kahraman gibi görüyorsa belki de suya atlaması bir cesaret örneğidir?
Tam bu noktada arada kaldım, piranalarla yüzmek için suya kendisi mi atladı yoksa yüzmek zorunda mı bırakıldı? Ama kim tarafından ve nasıl bir mecburiyetle?
                                                                                ***
Hikaye, "İşte size bir soru, ailenizden biri - örneğin Ernie Amcanız- evinizi konserve balık imalathanesine dönüştürmeye karar verse , hoşunuza gider miydi?" diye başlıyor. Her yerde konserve kutuları, sardalyeler, uskumru dolu fıçılar görmek elbette ki hoşumuza gitmezdi. Tıpkı Stanley gibi. Ve sabahın köründen gecenin bir yarısına kadar sadece bu işle uğraşmak... Ama Stanley yaptığı işten şikayetçi değil; sadece bu işten önce amcası ve yengesi ile geçirdiği zamanları özlüyor. (Haksız da sayılmaz) Sonra bir gün doğumgünü geliyor ve yengesinin ona verdiği doğumgünü hediyesi ile evlerinin yakınlarına gelen sirkte Dostoyovski ve kızı Nitasha ile tanışıyor. Ve tabii balıklarla... Japon balıklarını -aslında genel olarak balıkları- çok severim. Evet biraz fazla bu dünyadan kopmuş halleri var ama ben en çok dış dünyaya aldırmadan kendi yollarında gitmelerini seviyorum. 3 dakika sonra her şey unutuluyorsa ne olmuş yani? Hayatı yeniden yaşamanın bir formülü belki de :) Çünkü Stanley'nin de başına unutmak isteyebileceği bir olay geliyor.

"Pes doğrusu. Daha sonra olanlara nasıl dayanacağız? Bu kadar alçakça hareketleri, bu kadar günahkarlık ve trajediyi okumaya katlanabilecek miyiz? 
Bu kadar korkunç ne olmuş olabilir diye sorabilirsiniz. 
Ah, benim saf okurum, sen işini yap ve oku yalnızca. Dinle yalnız. Bekle hele. Ya da kapat kitabı git. Daha mutlu hikayeler oku. Az-sonra-kötü-bir-kadere-mahkum-olacak bu satırları okumayı bırak. Hemen git. Gitmiyorsan, oku öyleyse."

Tüm uyarılara rağmen ben okumaya devam ettim ve evet içim epey ezildi ama (tavada pişmiş 12 japon balığı kadar olamam) yine de Stanley'in yanında olmak hayatta kalmayı başaran 13. balık hissi vermedi değil :)
Stanley de içine oturmuş koca bir buruklukla evden ayrılıyor ve Dostoyevski ve Nitasha ile beraber sirk gezgini olmaya karar veriyor. Ya da kaderi onu oraya çekiyor.
Dostoyevski'nin kötü kalpli biri olma ihtimaline o kadar odaklanmışım ki onun kendi halinde ve hatta Stanley'e yardımcı olmasına epey şaşırdım.
Derken bir efsanenin adı sirkte fısıldanmaya başlıyor: 'Pancho Pirelli gelmiş ve gösteri yapacakmış' diye... Pirelli'nin piranalarla yaptığı gösteriyi ben de heyecanla izledim ve o an şunu düşündüm: 'Bence bu piranalar otobur" :) Çünkü masallara -her ne kadar çocuk kitapları okusam da- inanmakta zorluk çeken bir rasyonel yetişkin zihnim var. İlla ki bir 'sebep' bulup rahatlamam gerek. David Almond da aksi gibi masalsı yazmamış mı hikayeyi? Benim kurduğum tüm senaryolar gitti çöpe (oh iyi de oldu) ve yerine Stanley'i evet gayet de kendi rızası ile piranalarla yüzmeye götüren bir süreç yaşandı. Aa ama ben hikayenin sonunu hani yazmıyordum? Neyse panik yok, hikayenin sonu bu değil. Hikaye zaten Stanley'nin "neden" bol dişli balıklarla yüzdüğüne odaklanmıyor, bunun "nasıl" geliştiğini anlatıyor. Stanley'i -kırmızı pelerin taksa da- kahraman da yapmıyor; ona sadece  merak ve cesaret duyguları aşılıyor. Gerisi ona kalmış. Veya size yani bize... Nasıl mı?

"...Cesur ve gözü pek olabilir misin? 
Korkularınla yüzleşebilir misin? 
Havuza dalabilir misin?
Yanıtı bilemezsin öyle değil mi? Kesin olarak bilemezsin. Pirana havuzunun tepesinde durup dişlerini göstere göstere, sana kötü kötü bakan piranalarla karşılaştığın an'a kadar, ne yapacağını bilemezsin.
Bunu düşünmek ilginç ama değil mi?"

Bence gerçekten ilginç. Ben ne yapardım diye düşündüm ama kesin sonucu bilmek pek olası görünmüyor. O yüzden Stanley'nin hayatta kalan 13. japon balığı olarak da hayatıma devam edebileceğime karar verdim.
Hikaye biraz Roald Dahl esintisi ile başlayıp sonrasında İngiliz havasında devam etse de neyse ki "acıların çocuğu" Stanley'e bağlamadan ve etrafındaki herkesi kötü göstermeden gayet merak uyandıran bir şekilde geçti. Çingene Rose'a fal baktırmayı unutmuşum, belki bana da ne zaman DENİZ yolları göründüğünü söylerdi :)

Oliver Abi bu çizimi görünce ağlamaz umarım :P

  ***

Hikayede en zayıf bulduğum yer KOFTİ ekibi oldu, KOFTİ heyetindeki başmüfettişin konuşma farklılığı da çeviride çok verilememişti. Bu açıdan en iyi örnek benim için hala Kıyıya Vuran Kız kitabındaki efsane komiser Willy ve onun kızdıran-ama-aynı-zamanda-güldüren konuşması :)

Kapağına vurulduğumdan beri istediğim bir kitabın bana doğum günümde hediye gelmesi ayrı bir mutluluk sebebi oldu, teşekkürler Şirinovski :)
Şimdi sırada Ay'a Tırmanan Çocuk ile ay yolculuğu var, kemerleri taktıysak başlayalım.


Piranalarla Yüzen Çocuk
Özgün adı: The Boy Who Swam With Piranhas
Yazan: David Almond
Resimleyen: Oliver Jeffers
Çeviren: Mine Kazmaoğlu
Yaş grubu:9+
Günışığı Kitaplığı, 2015, 230 sayfa, karton kapak
Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

0 yorum:

Yorum Gönder