Sevgili Hiç Tanımadığım Çocuk / Hanzade Servi

Mektup yazmayı çok severim.
Mektup arkadaşlarımdan posta kutumda heyecanla mektup beklemeyi de çok severim.
Bu, sonradan edinilecek bir hobi mi bilmiyorum ama çocukluğumdan beri öyle çok mektup yazdım ki küçükken anneme ve üniversitedeyken ev arkadaşıma yazmışlığım bile var. Üzerinde adres yazmaması veya pul olmaması önemli değil.
Daha önce fark etmemiştim, blog okuruma hiç mektup yazmamışım:
"Sevgili hiç tanımadığım okur, nasılsın?
Bu satırları okuduğuna göre ya yolunu şaşırdın ya da sen de benim gibi çocuk kitaplarını çok seviyorsun. İkinci ihtimalin gerçek olmasını dilerim. Seninle tanışmayı ve kitaplar hakkında sohbet etmeyi de çok isterdim çünkü ben normalde çok konuşkan biri olmamama rağmen söz konusu çocuk kitapları olunca kendimi susturamıyorum. Hoş, susmak istiyor muyum veya susmam gerekli mi onu da bilmiyorum. Buraya neden yazdığımı merak  ediyor musun? Yani neden sadece okuyucu olmadığımı? Okuduklarımı okuyup geçmediğimi? Vaktimi okuyarak geçirmek varken neden saatlerce bir yazıyı tamamlamak için uğraştığımı? Bunun cevabını ben de bilmiyorum desem bana inanır mısın? Bazen bu soruyu ben de kendime soruyorum. Kitapları sevmek ve okumak tamam da onlar hakkında yorum yapmaya ve bunun için blog tutmaya gerek var mı? Gerekliliği başka bir boyut elbette ama sana bir sır vereyim mi? Asıl sebep, yazmadan duramıyor olmam. O ne demek öyle, kendini nasıl durduramıyorsun dersen şöyle kısaca anlatayım. daha kitabı okurken bana bir şeyler oluyor, içimde beni gıdıklayan bir tavuskuşu varmış gibi hissediyorum. Tüyleri her yerime dokunuyor ve kitabı okurken aldığım notlar, okurken hissettiklerim bir bakmışım parmak ucumda birikmiş. Bazen öyle birikiyorlar ki kolumu kaldıramayacak kadar ağırlaşıyorum. Bu kaşıntı ve ağırlık denedim ama ne yapsam geçmiyor. Defne sabunuyla yıkadım işe yaramadı. Evin etrafında 23 tur atarak koştum yine işe yaramadı (sonrası için de çok yorulmuştum tabii)
Sonra aklıma yazmak geldi ve yazdıklarımı paylaşmak. Belki bu kaşıntı hissi bulaşıcıdır ve sana da geçer hatta şimdiye kadar çoktan geçmiştir. Olabilir mi? Parmaklarına bir bak, yalnız çok geç olabilir. Sen de bana yazmak istersen adresim: Lokum Mahallesi Blog Sokak, Daire: 17 / Tüm Dünya :)"

Bu fikri bana Baler verdi. Hiç tanımadığı birine yazdığı mektubu okuyunca çok eğlendim. Peki, 10 yaşında, bilgisayarda oyun oynamayı, kıymalı makarnayı, yüzmeyi, uçan hamamböceklerini ve turuncu şapka takan rakunları seven bir çocuk neden hiç tanımadığı birine mektup yazmak istesin ki? Türkçe Öğretmeni Aylin Sancak'ın verdiği mektup yazma ödevini yanlış anlamış olabilir mi? Üzerinde adres olmayan ve kime yazıldığı belirsiz bir mektubu hele ki bir ağaç kovuğuna bırakırsanız kim sahiplenir? Daha ilginci bu mektuba cevap gelmeye başlarsa Baler'in yaşadığı şaşkınlık bizi de konuya ortak etmez mi?Neticede o mektupları onunla beraber biz de okumadık mı :)


Baler Işık, kendisine seslenildiği haliyle Boyalı, Balık, Kaşık ya da Hötörözöt, arkadaşı Dağhan ile birlikte yeni bir gezegen keşfetme hayaliyle Dede Korkut kırtasiyenin vitrininde duran teleskopu almayı çok istiyor. Hatta yaz tatilinde gerçekleşecek meteor yağmurundan önce bunu yapmayı kafasına koydu ancak ufak bir sorun var. Her gün 10 lira biriktirseler bile teleskopu alabilmek için 37,4875 ay beklemeleri gerekiyor. Eh bu da işlerini pek kolaylaştırmıyor gibi dursa da aslında azimle para kazanmak için fikirler üretmeleri ve uygulamaya çalışmaları epey eğlenceli. Hatta tam burada bir parantez açayım. Geçen gün bir kırtasiyenin vitrininde yüzde 50 indirime girmiş bir teleskop gördüm, üzerinde de bol sıfırlı bir rakam vardı ve yanında da "Çocuğunuza karne hediyesi almak istemez misiniz?" diyordu. İlk tepkim irkilmek oldu. Bir çocuğun karne hediyesi olarak teleskop almasında kötü bir şey yok elbette ama bu kadar bol sıfırlı bir teleskop sadece karne için alınıyorsa o çocuğun sonrasında yaşayacağı tatminsizlikler ve mezuniyet hediyesini falan düşününce Baler ve Dağhan'a sarılasım geldi. Elbette onlar da ailelerine bu teleskop için yalvarıyorlar ve mesele ailelerinin bunu alıp almaması da değil aslında ama "karne için" almak, düşündürücü...


Nerede kalmıştık?
Teleskop, Baler'in hayatında en önemli şey gibi dursa da siz de benim gibi ağaç kovuğuna bıraktığı ve hiç tanımadığı bir çocuğa yazdığı mektubu ve ona gelen cevabı merak etmiyor musunuz?
İşin içine daha çok mektup girdikçe okurken Şair Kısakulak'a bir selam vermeyi de ihmal etmedim (bu kitabı hala okumayan olabileceğine inanmak istemiyorum). Ya da mektuplaşmanın bir çocuğun hayatına nasıl değiştirebileceğini...

Sizi bilmem ama Baler'in kız kardeşinin arkadaşı Gökçe Erik olsa merak ederdi ve bunun üzerine "Hey Balık, hiç tanımadığın birine mektup yazdığında onunla yine de tanışmış olur musun yoksa bunun için onun da sana mektup yazması gerekir mi?" derdi. Aklıma üniversitede İletişim Bilimleri dersine giren İrfan Erdoğan hocanın "Kuru fasülye ile kuru fasülye yedikten sonra çıkan gaz arasındaki ilişki iletişim olur mu?" diye sınavda sorması geldi. Verilen cevapların kokusu off hala burnumda :)

Hanzade Servi ile Kalamar Pansiyon kitabıyla tanıştım ve Ankara kitap fuarınd aaldığım 2. kitap da "Sevgili Hiç Tanımadığım Çocuk" oldu, içinde mektup geçince çok merak ediyordum, sonunda okudum. Ukalalık olursa kusura bakmayın ama mesaj verme kaygısı taşımayan, yetişkin benliği ile yazıldığı satır aralarına serpiştirilmemiş hem eğlence hem hüzün ögelerini tam kıvamında harmanlayan Türk yazarlara pek sık rastlamıyorum ve yazarın özellikle bu kitaptaki üslubuna bayıldım.

Kitapta çok sevdiğim bir detay da ÜZÜNTÜMETRE oldu. Aslında buna benzer bir şeyi Elifle (4 yaş) paylaşsam ve aramızda böyle bir dil kurmuş olsak ne iyi olurdu da dedim.
Üzüntümetrenin seviyeleri şöyle: (Yanlarına kendi örneklerimi yazıyorum, Balerden kopya çekmiş olmayayım)
1) Yeşil Koala: Mesela Elif o gün erken uyumaya ikna olmuş ama 10da değil de 11de uyumuş. (12.30 olmadığı için sevinme bile var)
2) Mavi Tırtıl: Elifi uyuturken içeride misafirler çoktan pastayı bitirmiş ama neyse hala kahve var :)
3) Sarı Zürafa: Elifi uyuturken ben de uyuyakalmışım:)
4) Turuncu Rakun: Elifi uyutmak için 1.5 saat vakit geçirmişim ama o 5 dakika sonra hem de ağlayarak uyanmış.
5) Kırmızı Ördek: Elifin "Uyumak istemiyorum anne çünkü sizi özlüyorum." demesi veya gözüne toz kaçıran her şey :(

Bu kitap neden yazıldı yazar kitabın sonuna eklemiş ve burada da anlatmış. Geçen gün bir tanıdığa "Şu kitabı okur musun?" dediğimde bana "Filmi çıkınca izlerim." demişti. Bu yazım da sana elektronik bir ortamda iletilecek ve seninle belki sanal bir ortamda tanışmış olacağız ama unutma canım okur, gerçekten dokunduğun ve pullarındaki tırtığı hissettiğin üzerinde kahve lekesi olan bir mektubun yerini hiçbir şey dolduramaz.

Bu kitap insana hiç tanımadığı birine bile olsa mektup yazdırır.
Öyleyse sen ne duruyorsun canım okuyucu, benim mektubuma cevap verme vaktin gelmedi mi?
Şöyle afilli bir pul da iliştirsen ne kadar güzel olur,
Benden mektup istersen de adresini yazman yeterli.
Sevgiler
Esra :)

* Yazarken Ne Dinledim- Burada :)

Sevgili Hiç Tanımadığım Çocuk
Yazan: Hanzade Servi
Resimleyen: 
Tudem, 2016, 160 sayfa, 8+
Google Plusda paylaş

Lokum Çocuk Kütüphanesi

En büyük hayalim, sabah uyandığımda kendimi işe gidiyor gibi hissetmeden bisikletime binip deniz kenarındaki çocuk kütüphanemin kapısını açmak, yer minderlerine gömülüp kitaplarıma dalmak ve kitaplar hakkında sohbet edebileceğim misafirlerimi beklemek.

2 yorum:

  1. Ben de bu yazari merak ediyorum. Kalamar Pansiyon'u siparis verdim.

    YanıtlaSil
  2. Mektupçuuuuu :)
    Senden çok az kaldı bu dünyada biliyorsun değil mi tatlı insan...

    YanıtlaSil